Friday, June 15, 2012

Sunday, January 31, 2010

Kulturun Bittigi Yer

Kültür, insanın maddesine değil manasına yöneliktir ve her kim manayı maddenin önüne alırsa uzun vadede kazançlı çıkar. Kendisiyle barışık bir hayat sürmek, kimliğinden şikâyeti olmadan yaşamak, hele de bu çağda, az şey midir?!..

Biliyorum, bu yazıyı okuduğunuz sırada hâlâ siyaset gündeminde toz duman esiyor, ekonomi yürekler burkuyor, işsizlik almış başını gidiyor ve televizyonlarda derin tartışmalar yapılıyor olacak. Bırakınız bütün bu tartışmaları, akşam kapatınız televizyonunuzu, ya aile fertleriyle bir parça sohbete dalınız veya bir kitap alıp başlayınız okumaya. Yüreğinizi çizik çizik eden sorunlar da, sizi öfkelendiren gündem de geride kalsın azıcık. Bunu birkaç gün, birkaç hafta, birkaç ay devam ettirin. Okuduklarınız ve konuştuklarınız sayesinde içinizdeki kavgalardan sıyrıldığınızı ve insanların size gülümseyerek baktıklarını göreceksiniz. Belki siz farkında olmayacaksınız ama başkaları da size bakınca gülümseyen bir dosta bakıyor olacaklar.

Kültürel meseleler cüzdanınıza katkı sağlamayabilir ama vicdanınıza çok şey katacağından şüpheniz olmasın. Kültür ile zenginleşen insanın sandıklar dolusu hazineye ihtiyacı olur mu sanıyorsunuz? Kültüre gönül bağlamış adamın belki Boğaziçi'nde bir malikânesi olmayacaktır, ama nereye gitse gönül kaşânesi yanınca gelecektir. Kültür zengini ile borsa zengini arasında bir mânâ ve madde farkı vardır çünkü!..

Siz hangisinden olma azmindesiniz?

yazinin tamami icin tiklayin...

Sunday, January 3, 2010

Sevgisizlik

...‘kusursuz’ olmamız bekleniyor sevilmek için; dolayısıyla en ufak kusur—veya gerçekte öyle olmasa bile karşımızdakine göre bir kusur—görüldüğünde, sevginin yerini sevgisizlik alıyor.
Gerçekte, o sevgisizlik en baştan beri orada aslına bakılırsa. Çünkü, ‘gerçek’ bir insan değil, insan dediğin nasıl olura verilmiş bir cevap, bir ‘soyutlama’ seviliyor olduğu için bütün bunlar yaşanıyor.

Keza, bir ‘özne’ olarak sevilmek istiyor insan. Ama soyutlamasını sevenler, bir ‘nesne’ olarak seviyorlar bizi. Bir proje olarak; yahut, kafalarındaki projenin bir parçası olarak. Burada da, yine bir ‘soyutlama’ sevgisi çıkıyor karşımıza. Asıl sevilen biz değiliz hiçbir zaman; biz, zihindeki o soyutlamaya uygunluğumuz, o projenin gerçekten işgören bir parçası oluşumuz, bir ‘nesne’ olarak bizden bekleneni vermemiz ölçüsünde bir anlam taşıyoruz. Ve artık bir işe yaramayan ‘nesne’lerin yeni mekânı çöp tenekesi oluyorsa, aynı şekilde, soyutlama apartmanının proje dairesinden alınıp sevgi çöplüğüne bırakılıyoruz çarçabuk.

Aklın ve soyutlamalarının yüceltildiği sevgisiz bir çağda yaşıyoruz velhasıl. Üstüne üstlük, devlet yüzlü bir sevgisizliğin de buna eklendiği bir ortamda. Daha mikro düzlemde, bu sevgisizliğin farklı katmanları daha var üstelik..."

Yazi Metin Karabasoglu'na ait. Tamami icin tiklayin.

Tuesday, December 29, 2009

Kitaplar...

Elimde yiginla kitap var baslayip da sonunu getiremedigim...

Iki sene evvel baslayip ilerleyemedigim Turgenev'in Fathers and Sons'u... Tolstoy'un icime bayginlik veren ve 3 yildir elimde surunen Dirilis'i, Ahmet Turan Alkan'in gecen yaz baslayip da bitiremedigim Uc Nokta'nin Anlattiklari, basladigim ve basucumda kalan Katre'i Matem, yeni baslamak icin 2006'dan beri beklettigim kosesinden cikardigim Elif Safak'in Pinhan'i, sanirim 4 sene once baslayip arabamin arkadasinda epey guneslendirdigim Aristotle'in Poetics and Rhetorics'i, Alain de Button'un 3 sene once baslayip ucaklarda bitiremedigim Status Anxiety'si, Canon 350D'nin user manual'i bir kac ay once alinip da icine bakilmadan bir kenara kaldirilmis Vogue'un ansiklopedi boyutundaki Eylul sayisi...

Agh! Bunlarin yaninda bir sonraki proje icin okunup ogrenilmesi gereken kitaplar...

Ama umitliyim, dun gece Araf'i bitirebildim. Uzun zamandir muhabbet ettigin bir dosttan ayrilmak gibi...

Saturday, December 26, 2009

1984

From the movie 1984...

"In accordance to the principles of Doublethink it does not matter if the war is not real or when it is, that victory is not possible. The war is not meant to be won. It is meant to be continuous. The essential act of modern warfare is the destruction of the produce of human labor. A hierarchical society is only possible on the basis of poverty and ignorance. In principle, the war effort is always planned to keep society on the brink of starvation. The war is waged by the ruling group against its own subjects. And its object is not victory over Eurasia or Eastasia but to keep the very structure of society intact."
...
"There is truth, and there is untruth. To be in a minority of one doesn’t make you mad."
...
I understand how. I don’t understand why."

2000ler...

Yukaridaki parcayi Enis cok severdi. Enis de mi kimdi? Enis ODTU Faik Hiziroglu Yurdu'nda 3 sene ayni CS'yi paylastigim elemanlardan biriydi. Donup ardima bakinca ben o yurttan ayrilali 10 sene olmus nerdeyse.

Uzerimde yaklasik 10 senelik bir sweatshirt var. Pantalon 6 senelik... Gardrobumda annemin bana orta ikideyken aldigi bir t-shirt var, atamiyorum. Gomleklerin bir yarisi ODTU yillarindan, bir yarisi da sonrasindan. Annemin Ankara'ya gelip de milletin uzerinde gorerek aldigi polar kazak hala sapasaglam. Izmir Fen'e kaydoldugum gun aldigimiz bir sweatshirt var yine atamadigim...

Koskoca bir 10 yil geride kalirken, yipranan bir tek ben miyim?