Sunday, January 31, 2010

Kulturun Bittigi Yer

Kültür, insanın maddesine değil manasına yöneliktir ve her kim manayı maddenin önüne alırsa uzun vadede kazançlı çıkar. Kendisiyle barışık bir hayat sürmek, kimliğinden şikâyeti olmadan yaşamak, hele de bu çağda, az şey midir?!..

Biliyorum, bu yazıyı okuduğunuz sırada hâlâ siyaset gündeminde toz duman esiyor, ekonomi yürekler burkuyor, işsizlik almış başını gidiyor ve televizyonlarda derin tartışmalar yapılıyor olacak. Bırakınız bütün bu tartışmaları, akşam kapatınız televizyonunuzu, ya aile fertleriyle bir parça sohbete dalınız veya bir kitap alıp başlayınız okumaya. Yüreğinizi çizik çizik eden sorunlar da, sizi öfkelendiren gündem de geride kalsın azıcık. Bunu birkaç gün, birkaç hafta, birkaç ay devam ettirin. Okuduklarınız ve konuştuklarınız sayesinde içinizdeki kavgalardan sıyrıldığınızı ve insanların size gülümseyerek baktıklarını göreceksiniz. Belki siz farkında olmayacaksınız ama başkaları da size bakınca gülümseyen bir dosta bakıyor olacaklar.

Kültürel meseleler cüzdanınıza katkı sağlamayabilir ama vicdanınıza çok şey katacağından şüpheniz olmasın. Kültür ile zenginleşen insanın sandıklar dolusu hazineye ihtiyacı olur mu sanıyorsunuz? Kültüre gönül bağlamış adamın belki Boğaziçi'nde bir malikânesi olmayacaktır, ama nereye gitse gönül kaşânesi yanınca gelecektir. Kültür zengini ile borsa zengini arasında bir mânâ ve madde farkı vardır çünkü!..

Siz hangisinden olma azmindesiniz?

yazinin tamami icin tiklayin...

Sunday, January 3, 2010

Sevgisizlik

...‘kusursuz’ olmamız bekleniyor sevilmek için; dolayısıyla en ufak kusur—veya gerçekte öyle olmasa bile karşımızdakine göre bir kusur—görüldüğünde, sevginin yerini sevgisizlik alıyor.
Gerçekte, o sevgisizlik en baştan beri orada aslına bakılırsa. Çünkü, ‘gerçek’ bir insan değil, insan dediğin nasıl olura verilmiş bir cevap, bir ‘soyutlama’ seviliyor olduğu için bütün bunlar yaşanıyor.

Keza, bir ‘özne’ olarak sevilmek istiyor insan. Ama soyutlamasını sevenler, bir ‘nesne’ olarak seviyorlar bizi. Bir proje olarak; yahut, kafalarındaki projenin bir parçası olarak. Burada da, yine bir ‘soyutlama’ sevgisi çıkıyor karşımıza. Asıl sevilen biz değiliz hiçbir zaman; biz, zihindeki o soyutlamaya uygunluğumuz, o projenin gerçekten işgören bir parçası oluşumuz, bir ‘nesne’ olarak bizden bekleneni vermemiz ölçüsünde bir anlam taşıyoruz. Ve artık bir işe yaramayan ‘nesne’lerin yeni mekânı çöp tenekesi oluyorsa, aynı şekilde, soyutlama apartmanının proje dairesinden alınıp sevgi çöplüğüne bırakılıyoruz çarçabuk.

Aklın ve soyutlamalarının yüceltildiği sevgisiz bir çağda yaşıyoruz velhasıl. Üstüne üstlük, devlet yüzlü bir sevgisizliğin de buna eklendiği bir ortamda. Daha mikro düzlemde, bu sevgisizliğin farklı katmanları daha var üstelik..."

Yazi Metin Karabasoglu'na ait. Tamami icin tiklayin.