...‘kusursuz’ olmamız bekleniyor sevilmek için; dolayısıyla en ufak kusur—veya gerçekte öyle olmasa bile karşımızdakine göre bir kusur—görüldüğünde, sevginin yerini sevgisizlik alıyor.
Gerçekte, o sevgisizlik en baştan beri orada aslına bakılırsa. Çünkü, ‘gerçek’ bir insan değil, insan dediğin nasıl olura verilmiş bir cevap, bir ‘soyutlama’ seviliyor olduğu için bütün bunlar yaşanıyor.
Keza, bir ‘özne’ olarak sevilmek istiyor insan. Ama soyutlamasını sevenler, bir ‘nesne’ olarak seviyorlar bizi. Bir proje olarak; yahut, kafalarındaki projenin bir parçası olarak. Burada da, yine bir ‘soyutlama’ sevgisi çıkıyor karşımıza. Asıl sevilen biz değiliz hiçbir zaman; biz, zihindeki o soyutlamaya uygunluğumuz, o projenin gerçekten işgören bir parçası oluşumuz, bir ‘nesne’ olarak bizden bekleneni vermemiz ölçüsünde bir anlam taşıyoruz. Ve artık bir işe yaramayan ‘nesne’lerin yeni mekânı çöp tenekesi oluyorsa, aynı şekilde, soyutlama apartmanının proje dairesinden alınıp sevgi çöplüğüne bırakılıyoruz çarçabuk.
Aklın ve soyutlamalarının yüceltildiği sevgisiz bir çağda yaşıyoruz velhasıl. Üstüne üstlük, devlet yüzlü bir sevgisizliğin de buna eklendiği bir ortamda. Daha mikro düzlemde, bu sevgisizliğin farklı katmanları daha var üstelik..."
Yazi Metin Karabasoglu'na ait. Tamami icin tiklayin.
Sunday, January 3, 2010
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment